İlk başta rahme düşer insanoğlu. Anne karnında cebelleşir durur , daha hiç bir şeyin farkında değildir. Bir süre geçer ve dünyaya gözlerini açar insanoğlu. İlk tepkisi ağlamak olur sanki nereye geldiğini bilircesine işte o andan itibaren ölüme kadar dönüşü olamaz mecburi tek yöndür hayat…           Artık yolculuk başlamıştır sonsuzluğa doğru. Herkesin temennisi bu yolculuğu olabildiğince az zararla bitirmek ve bu yolda karlı çıkmak . doğruları olduğu kadar yanlışları da vardır hayatın herkes görmek istediği açıdan bakar bu kavramlara.  Birde hani şu malum iyilerle kör olası kötüler vardır, bu kavramda görecelidir yeterki insanı memnun edebilesin. Misal olarak kendime bakıyorum ve diyorum ki: eğer beni tanıyan beş yüz kişi varsa bunun üç yüz’ü beni kötü bilir, elli yüz’ü kararsızdır. Yüz elli yüzünde iyilik timsaliyimdir.  Aslında anlatmak istediğim bunlar değil her şeyden önce insanın  kendini tanımasıdır. Çoğu insan tanımaz kendisini. Ya hep başkalarını taklit eder yada kendi idolünü yaparak başkalarına timsal eder. Acaba kaç insan aynaya bakarak ’Ben kimim?’ sorusunu yöneltir kendine. Asıl olan temayulde değil tevazudadır. Gerçeği söylemek gerekirse ben de daha düne kadar kendimi tanımıyordum hep başkalarını taklit ediyordum.  Ve kendimi iğrenç yaratıklara benzetirdim.  Sonra o soruyu sordum kendime ve bakın ne buldum cevabını..